29 Haziran 2013
Batı Yakası Hikayesi
1961 yapımı eski mi eski bu müzikal bende hayranlık uyandırmıştır diye söze girelim. Filmin gereksiz diyaloglarından yakınan, sıkıcı ya da uzun olduğunu düşünenler var. Ben filmi yeterince hareketli bulduğumdan şikayet etmeyeceğim. Porto Rikolu göçmenlerin çetesi Köpekbalıkları ve beyazların çetesi Jetler arasındaki sokak çatışması başlangıçta esprili bir havayla anlatılmış. Filmin ilk bölümünde daha çok Porto Rikoluların Amerikalılaşmaması ve girdikleri göçmen psikolojisine yer verilmiş. Ayrımcılığın had safhada olduğu ve aslında herkesin bir şekilde göçmen olduğu bir ülkede gerçek Amerikalıların kim olduğu da sorgulanmış. Şöyle ki eğer Avrupa kökenli beyaz bir göçmensen Amerikalı olarak kabul görebilirsin. Latin ya da siyahi isen hele bir de aksanlı konuşuyorsan vay haline. Irkçılıkla başlayıp Amerikanın tüketim kültürüne ve pahalılığına da eleştiri getirilmiş. Bu anlamda benim filmde en beğendiğim sahne America sahnesidir:
25 Mayıs 2013
Angus & Julia Stone
En son bloguma ne zaman yazdığımı görünce şaşırmadım. Çünkü aylardır nasıl bir yoğunluğun içinde olduğumu ben bilirim:V O kadar zamandan sonra ne yazsam diye düşünmekten tez konuma vakit kalmadı onu da yine ben bilirim:V Deli gönül sevdasını da ben bilirim:V Neyse.
6 aydır filan dinliyorum Angus & julia Stone ikilisini. Araştırdım ki pek bilinen bir grup değilmiş. Çok popüler olmamaları benim için sevindirici, ama sevgili okurlarıma da tanıtmadan olmazdı. Şarkıları yolculuklarda iyi gidiyor benden söylemesi ;) Özellikle tavsiye edeceğim şarkılarsa şöyle:
5 Mart 2013
25 Ocak 2013
Doomsday-Doctor Who
6 Ocak 2013
Ayın Şarkıları Lana Del Rey'den
31 Aralık 2012
Merlin
5 sezon boyunca Arthur gerçeği öğrense de Merlin'in ve bizim başımız göğe erse diye bekledik ama boşuna. Bu aşamayı o kadar yavaştan aldılar ve sezonlara yaydılar ki, Arthur öğrendikten sonraki aşamada bir o kadar yavaş ilerleyecek diye düşünmüştüm. Gelin görün ki öngörülerim sezon finalinde nerdeyse son 15-20 dakika kadar sürdü. Şimdi soruyorum, final bölümünü aceleye getirmeye ne lüzum vardı? 5 sezondur Morgana dokuz canlı kedi gibiydi, 15 sn. içinde nasıl ölüverdi? Hayır anlamıyorum Merlin Mordred'ı neden 5. sezon boyunca öldürmedi? Merlin ejderhayı neden Arthur ölünce çağırmayı akıl etti, ejdarha yaşlandı yorulmasın diye mi? O zaman hani en çok Arthur'u düşünüyordu? Arthur yaralandığında Merlin niye zırhını çıkarmadı, adama baktıkça benim kalbim sıkıştı yani? Dizin boyunca birebir efsaneye bağlı kalınmadığını biliyoruz, madem öyle Arthur'u da final yapıcaz diye alelacele öldürmelerine gerek yoktu. Merlin'in gerçekte kim olduğunu öğrendikten sonra bitseydi de bizde Albion topraklarını birleştirecekler bilmem ne filan diye hayalini kursaydık. Diziye olan karşılıksız sevgimden ötürü final bölümünü o kadar da yerden yere vurmaya gerek yok. Son sezonda Merlin ve Arthur'un arkadaşlığı ve önceki sezonlardaki efekt eksikliğinin giderilmesi diziyi bambaşka hale getirmişti. O yüzden en azından bir sezon daha süreceğini beklemedim değil. Finaldeki son sahnelerle ilgili söylenebilecek şey İngilizlerin kendini beğenmiş ve muhafazakar anlayışlarının yansımasının ürünü olduğu. Yine de en sevdiğim dizidir orası ayrı.Oyuncuların yorumlarına göre dizinin final yapmasının tam zamanıymış. Pek öyle düşünmesek de yapacak bir şey yok. Fantastik ve aksiyon dizilerini sevenler, hangi diziye başlasam derdinde olanlar için tavsiye edebilirim. Ama uyarıyorum dizide aşk yok arkadaşlar. Odaklanmanız gereken ve diziyi sevdiren şey Merlin ve Arthur'un tatlı sert ilişkisi. Ha eğer dizi sürseydi ne olurdu? Fransa'daki Pierrefonds kalesini görme bahanesiyle Merlin'in setini görmeye gidebilirdik. Son olarak belirtmeden geçmek olmaz Bradley James gibi bir insan evladını dünyaya mal ettikleri için diziye ayrıca teşekkür ederim.
26 Aralık 2012
İspanya-Sevilla
Evet arkadaşlar şimdi hepinizin sorularını duyar gibiyim - merve neden ikinci kez İspanya yazısı yazıyor acaba? diye. Tabi bu soruyu soracak bir takipçi kitlesi lazım ki o da bende yok. Dolayısıyla soru soran olmadığı gibi, bundan önceki İspanya yazımı okuyan da yok. Her neyse elimdeki takipçiyi de kaybetmeden yazıma giriyorum.

Böylesi bir mirası korudukları için ayrıca tebriği hak eden bir toplum İspanyollar. Klasik olacak ama insanları Türklere benziyor. Hem tip olarak hem de davranış olarak. Ama açıkçası ben İspanyolları Türklerden daha sıcak, konuşkan ve cıvıl cıvıl buldum. Muhteşem Alcazar sarayını ve bahçelerini gezmeden dönülmeyeceğini söylemek isterim. Bahçesinde tavus kuşlarının bir nevi tavuk gibi dolaşıp elinizden ekmek yemesi ve mükemmel tüylerine yakından bakabilme şerefine erişmeniz mümkün. Ayrıca havuzlarında canlı balıklar var ki bunlara da ekmek attığınızda suda çıkan ufak çaplı savaşı izleyebilirsiniz. Dahası serçelerde elinizden ekmek yiyor. Yani benim öğle yemeğim olan ekmek buralarda tükendi. Size tavsiye bir kasa ekmekle gidin hayvansever biriyseniz. Gelelim İspanyol yemeklerine. Tapas diye bir şey var ki abartmaya gerek olmayan ama yenilse de yenilir türden bir yemek tarzı. Artık siz anlayın yani çok bayılarak yememişim işte. Son olarak muhteşem flamenko gösterisinden bahsetmek lazım. Sahilde klasik gitar çalan çocuklardan nefret etsem de flamenkonun gitaristi de solisti de dansçısı da bambaşkadır. Bir de flamenko oynayan kadına alee alleeee arriivaaa arrivaaaa yiiiiii diye bağırışlar vardır ki ben bile gaza gelip flamenko yapacaktım yani o kadar. Şimdi bu yazı çok uzun olmuş kimse okumaz kesin. Aaaa sokaklardaki mandalina ağaçlarından bahsetmeyi unutmuşum. Bir daha gidersem mandalina hasat zamanına denk getirmeyi düşünüyorum. O kadar çok ağaç var ki Türkiye'ye 10 kasa yanımda götürsem kimse hoop noluyo kardeşim mandalinalarımızı bırak demez.28 Ekim 2012
Favori Barış Manço Şarkısı
denizlerden daha derin
topraktan güzel kokan ne ola
rüzgardan daha serin
başaklardan daha nazlı
ayışığından daha ılık ne ola
ahu gibi gözleri baktıkça yürek yakan yar ola
10 Ekim 2012
Cracow Handmade Chocolate
18 Eylül 2012
Krakow
25 Mayıs 2012
'Standing Next to Me'
20 Nisan 2012
Görmemiş Avrupa Yolcusu :)
Avrupa'da 5 ay geçirecek olan ben ve Hannah, Polonya Krakow'a gidiyoruz. Planların en iyisini yapmak lazım daha vaktimiz çok, önerilere açığız:)
27 Mart 2012
This Means War

8 Mart 2012
J. Edgar Hoover
Filmden çıkınca Edgar Hoover kimmiş, gerçekte neler yapmış hiç araştırma duygusu uyanmadı içimde. Ki normalde biyografi tarzı filmleri izledikten sonra ana karakterin gerçek hayatını araştırma hissi duyarsınız. Eminim Amerikalıların film hakkında söyleyecekleri çok şey vardır. Sonuçta kısacık da olsa bir tarihleri var ve birbirlerine kenetlenmek için 11 Eylül uydurması saldırılar kadar Hollywood filmlerine de ihtiyaçları var. Laf sokuşturmayı bir kenara bırakıp filme dönecek olursak, bence izlenmeye değmez. Film bitince ne Hoover'ın eşcinsel aşk hayatından bir şey anlamış olacaksınız ne de FBI'ın kuruluş döneminden. Zaten en önem verdiğim şey olan film müzikleri adına bir şey duyamadım, burdan da sınıfta kaldı Eastwood.
Arada bir baş rollerin eşcinsel olmaları vurgulanarak, seyirciyi germeye yönelik yakınlaşmaya benzer şeyler yaşansa da, filmin böyle bir duyguyu verebilmekten çok uzak olduğunu söylemeliyim. Filmden sonra Edgar'ın aşkı Mr. Tolson'a bakmadan edemedim. İşte FBI'ın kurucusu ve has adamı, gerçek aşıklar:
3 Şubat 2012
Altın Çiçeğin Laneti

7 Ocak 2012
Kazanma Sanatı/Moneyball
6 Ekim 2011
Ayın Şarkıları
24 Eylül 2011
Parlayan Hançerler

Parlayan Hançerler bol aksiyonlu bir film olsa da bana göre dram yönü daha ağır basar. Hong-kong ve Çin yapımı olarak nadir izlenilebilecek bir film. Şahsen jackie chan dışında uzakdoğu filmlerinin hiçbirini sevmem. Ama bu film başka. Öncelikle bir filmde aradığım ilk şey eline yüzüne bakılacak türden başrollerdir ki burda Takashi Kaneshiro beğendiğim tek Çinli olarak beni bile şaşırttı. Filmin başlarında oyuncuları ayırt edemezseniz paniklemeyin, ufak tefek farkları bulursanız alışacaksınız. Havada koşarcasına uçmalarına rağmen, uzakdoğunun mükemmel doğası filmi kurtarmış.
Eğer aşk filmi izlemek istiyorsanız ve hepsi birbirinin aynı olan romantik komedilerden sıkıldıysanız bu filmi öneririm. Çünkü filmde işlenen aşkı farklı buldum (esas kız kör olduğundan). Ayrıca yine bir uzak doğu filmi olmasından dolayı farklı müzikleri var, ben duyar duymaz bayıldım ve hala sıkılmadan dinliyorum. Filmin final sahnesi gerçek dışı olmasına rağmen, tek sahnede dört mevsimin geçmesi bence harikaydı. (eren gördüğün gibi bir tane de olsa uzak doğu filmi izledim:)Etiketler
- filmler (34)
- Gezi (4)
- Kitaplar (9)
- Kültür Sanat (4)
- Müzik (10)
- Özel Günler (3)
- TV (4)
Twitter
Facebook
Flickr
RSS


























