19 Aralık 2010
12 Aralık 2010
İnception
Leonardo DiCaprio'nun baş rolde olduğu inception, çok orjinal bir bilim kurgu senoryosu. Zihinlerimizin en savunmasız olduğu uyku anında, rüyalara girerek hırsızlık yapmak mümkün olmuştur. Filmin ilk dakikalarını anlamakta zorlanabilirsiniz. Akıl karıştırıcı filmleri seviyorsanız İnception ve Zindan Adasını öneririm. Leonardo Dicaprio bu tarz filmlere aşk filmlerinden daha çok yakışıyor;) neyse. Dom Comb, iyi bir fikir hırsızıyken, fikir aşılamak için teklif alır. Ekibiyle birlikte bir iş adamının rüyasını paylaşarak onu yönlendirmek ve bilinç altına istedikleri fikri aşılamak için eksiksiz bir plan yapılır. Ancak her rüyada, rüyayı paylaşanların bilinçaltı devreye girdiği için hesaplanamayan şeyler yaşanır. Özellikle de Comb'un bilinçaltında sakladıklarının rüyayı tehlikeye sokmasıyla daha karmaşık hale gelen film, bence çok zekice yazılmış.
Filmdeki bazı sahnelerin rüya mı yoksa gerçek mi olduğu ilk bakışta anlaşılamıyor olabilir. Özellikle son sahnede bu yüzden çok gerileceksiniz:D
Etiketler:
filmler
4 Aralık 2010
Engelliler Günü
3 aralık günü 1992'den beri uluslarası engelliler günü olarak ilan edildi. Türkiye'de 8,5 milyon engelli insan var. Dünyada engelli sayısının 500 milyon olduğunu okudum.
Engelliler günündeki izlenimlerim çok kısa olacak. Çünkü onların hayatını kolaylaştıracak herhangi bir yenilik yapılacağına şahit olmadım. Tüm engelli vatandaşlarımızın toplanıp anıtkabiri ziyaret ederek günü geçirmesi, günün anlam ve öneminin anlaşılmadığını düşündürdü bana. Koca bir sene içinde sadece 3 aralık günü engelli insanlardan bahsetmek çok sahtekarca. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'asıl özür, özürlü kardeşlerimizin, engelli kardeşlerimizin sorunlarına kulak tıkamak, o sorunları görmemek ve görmezden gelmektir' demiş. İyi ama asıl özürlü olan bizlersek ve bunu da başbakan onayladıysa niye hala hiçbir engelliye sosyal hayata katılmaları için yardımcı olmuyoruz. Maddi durumu iyi olan engelli insanlar kendileri gibi olan insanlarla sosyal iletişim içine girebilirken, Durumu iyi olmayanlar maalesef evlerinden çıkamıyor. Engelliler günü diye bi gün var ama okula giderken gördüğüm ve her gün kaldırımda dilenen engelli abinin hayatında hiç bişey değişmemiş. Bizim toplumumuz engellilerin dilenmesini normal buluyor artık. Ya da evden dışarı çıkamamalarını. Merdivenler, kaldırımlar, otobüsler ve okullar engellilere göre düzenlenmeli. Şimdilik bir engelim yok ama bu benim engelli olmayacağım anlamına gelmez. Yok sayılan biri olmak çok zor olmalı.
Etiketler:
Özel Günler
25 Kasım 2010
Kasım başkadır!
Ve işte aşkın bir başka yaşandığı söylene gelen kasım ayının son günleri.. Aranızda kasım da aşkı bir başka yaşayanınız var mı? Yok, evet biliyordum zaten. Kasım da aşk meşk başka değil demek istiyorum yani! Her neyse Kasım da ne başka olur? Kasım da piknik yapmak başka olur. Biraz soğuk ama güneşli ve her yer sarı yapraklarla kaplı. Kasım da yürüyüş yapmak başka olur, Kasım da yağmur ve sis bir başka olur. kasım da vizeler bir başka olur. Ayrıca Kasım da yeni sezon kıyafetler de bir başka olur. Mağazalardaki kahverengi ve tonları kazaklar mükemmel:D
Etiketler:
Özel Günler
20 Kasım 2010
Bu Ayın Şarkısı
bu ay ki favori şarkım Sertap Erener'den Bir Damla Gözlerimde...
biraz melankolik olabilir ama napabilirim:D
Etiketler:
Müzik
7 Kasım 2010
Pasaklı Tanrıça
Aslında macera/gerilim ve tarihi romanları severim ama bu kitap kadar eğlenceli ve komik bi romana rastlamadım. Kapakta yazdığı gibi feci komik bir kadının hayatındaki en önemli kararı nasıl verdiği anlatılıyor. Kitabı okurken bunu hemen sinemaya uyarlamalılar diye düşünüyorsunuz. Romantik komedi diye bir şey varsa o da bu:) Samantha Sweeting Londra'da bir avukatın sahip olabileceği en yüksek makama erişmişken, yaptığı tek bir hatayla kariyeri sona eriyor. Yaşadığı panikle kendini bir köyde hizmetçilik yaparken buluyor. Tabi romantik komedi olduğu için gerçek hayatta olması imkansız şeylerden bahsediyoruz:D Samantha, bu dünyada karşılasılabilecek en olağanüstü ve kaçırılmaması gereken adamla tanışıyor. Londra'nın karmaşasında yaşamaya vakit bulamadığı şeyleri büyük şaşkınlıkla ve mutlulukla yaşayan Samantha, her romantik komedi de olması gerektiği gibi mutlu sona kavuşuyor. Bir kadının bu dünyada hayalini kurmaması gereken en önemli konulardan biri de romanttik komedilerdeki başroller gibi birini bulmaktır. Yani sizce var mıdır, hem yakışıklı, hem zeki, hem eğlenceli, hem düşünceli, hem de konuşarak anlaşabilen bir erkek. Tabi ki yok, varsa da buralarda yok:P
Etiketler:
Kitaplar
28 Ekim 2010
Mozart ve Balina
Mozart ve Balina, kelimelerin anlamını düşününce saçma gelebilir. Alakasız gibi ama değil:) Donald ve İsabelle nadir görülen bir otizm olan Asperger sendromlu iki insandır. Asperger sendromlular sosyal iletişimde başarısız, sakar ve takıntılı davranışlar sergiler.
İsabelle ve Donald tam olarak birbirleri için yaratılmamış olsalar da, birlikte mutlu olabileceklerini farkettiler. Donald, İsabelle'in de normal insanlar gibi davranmaya çalışmasını istediğinde, her çift gibi kavga ederek ayrıldılar. Her ilişkide yaşanan gelgitler, bu çiftte daha duygusal ve sevimli yaşanıyor. Donald'ın İsabelle olmadan yaşayamayacağını anlaması, onu değiştirmek yerine olduğu gibi kabul etmesi için bir süre onsuz yaşamaya çalışması gerekti. Çok daha hassas olan otistik birinin aşk acısı çekmesine izlerken bile dayanamadım. En çokta İsabelle'e telefon etmemek için kendine hakim olmaya çalıştığı bölümlerde çok sevimli.
-beni hayal kırıklığına uğratamazsın, çünkü ne olursan ol, tam istediğim gibi birisin...
Etiketler:
filmler
23 Ekim 2010
Aşk ve Gurur
Aşk ve gurur, 18. yy'da, 5 kız kardeşin iyi birer eş bulma çabalarını anlatıyor. Soylu, zengin ya da subay bir koca bulmak, Bennet'lar için sınıf atlamak demekti. Ama Elizabeth, kendini beğenmişliği ve zekasıyla diğer kardeşleriden farklıydı. Eee tabi ki koca bulmak için daha az yoruldu:) Bay Darcy ile tanışmış, onun da diğer soylular gibi kibirli olduğunu düşünmüştü. Tabi ki ona aşık olmuştu ama gururlu davranmasını gerektiren bazı şeyler vardı. Neyse ki filmin sonunda diğer tarafın gurunu ayaklar altına almasıyla aşıklar kavuşuyor. Gururlu davrananlar, aslında gurur yapılmayacak çok küçük sorunlarla uğraşırlar. Her insanda böyle bir duygu olmalıdır ama yersiz gurur yapmak da kimseye bir şey katmaz. Filmlerde söylenmesi gerekenlerin gurur meselesi yapılıp söylenmemesi kadar can sıkıcı birşey olamaz:D Aslında bende bazen böyle davranırım ama kendimi haklı bulurum:D Eğer çok gururluysanız, gurursuz birini bulun. Yoksa çözülemeyen sorunlar aylarca yıllarca hatta sonsuza kadar sizi ayırabilir.
Etiketler:
filmler
13 Ekim 2010
Hannah İçin
Sevgili hannah,
seninle iyi günler geçirdik, daha iyilerinin gerçekleşmesi için de planlamalar içindeyiz. Bölümün koridorunda adını yanlış anladığım, birazdan geliyorum deyip bir hafta gelmeyişimin telafisi yok:D Geldiğimde sana yanlışlıkla tuğçe deyişimin de telafisi yok:D Buna benzer hatalarım, upuzun bi liste oluşturur. O yüzden sana yazdığım bu yazımda biraz daha iyi şeylerden bahsetmek istiyorum. Mesela sınavlarda kopya çekmek için çapraz oturup hiç bişey paylaşamadığımızda, aslında zaten aynı cevapları vermiş olmamız:w Ya da cbs dersinde konunun başını heyecanla dinlerken not defterlerini ve kalemimizi hazırlayışımızı, sonra da ders sonunda oraya hiç bişey yazmadığımızı. Hep aynı derste sürekli güldüğümüzü vs. vs. Günler, haftalar aylar derken beraber 4. yıla girdik. Sen blogda benim için bişeyler yapmaya çalışırken bende burda senin için bişeyler yapmaya çalışıyorum:D Her konuştuğumuzda adı geçen ingilizce kursumuza daha ilk derse bile girmeden beraber lanet yağdırmalarımız ve de kurs yüzünden kokteyllerden, gezilerden, düğünlerden ve daha ne kadar faaliyet varsa hepsinden mahrum kalışımız, senin de benimle aynı kaderi paylaşıyor olmandan olsa gerek acımı biraz daha hafifletiyor:D sana burdan hayatıma bilmeyerek ve istemeyerek girişinden dolayı çok memnun olduğumu bildirmek isterim. Ayrıca pınar, dilek, murat, özkan ve ismet' ede :D
5 Eylül 2010
Av Partisi
Filmde genç bir gazeteci, tecrübeli bir kameraman ve gözden düşmüş bir gazetecinin, hiç kimseden yetki ve izin almadan kendi kişisel çabaları ve imkânlarıyla Bosna savaşının bir numaralı savaş suçlusu Radovan Karadzic’i bulmak için faaliyete geçmesi anlatılıyor. Ekip ülkede CIA timi zannediliyor ve hedeflerinin onları takibe alması üzerine kendilerini çok ciddi tehlike altında buluyorlar. Sırp Kasabı Radovan Karadzic, 11 bin Saraybosnalıyı katletti. İlk kez 24 Temmuz 1995’te hakkında suçlamada bulunulan Karadziç, 13 yıldan beri adaletten kaçıyordu. İşlediği suça rağmen belirli güçlerce korunmuş ve saklanmıştı. 21 temmuz 2008'de yakalanarak tutuklandı. Karadzic'in Amerika, Lahey Savaş Suçluları Mahkemesi, BM ve yerel güçler tarafından sakladığını açıkça belirten film, bana göre bu yönüyle sayılı filmlerden.
Filmde "tilki"nin elinden gazetecileri CIA kurtardı. Simon, üç sıradan gazetecinin 2 günde ulaşabildiği tilkiye, uluslararası güçlerin nasıl olup da 5 yıldır ulaşamadığını sorduğunda elbette ki cevap alamadı. Radovan Karadzic'in filmdeki sonunun çok isabetli olduğunu söylemeliyim, keşke gerçek dünyada da böyle olabilse;)
Filmde Karadzic'in başına 5000000 dolar ödülün olduğu afişlerin altındaki numaranın sadece Amerika'dan aranabildiği gerçeği de paylaşılmış. Tilkinin yakalanmasından önce böyle bir filmin yapılmış olması da takdire şayandır. Bu arada filmi izlerken Balkanların güzelliği de gözlerden kaçmıyor:)
3 Eylül 2010
Gizlidir Bütün Aşklar
Kitabın, İrlanda'nın Castlebay kasabasında başlayan ve gelişen bi konusu var. Her ne kadar kasvetli bir kasaba olarak nitelendirilse de benim kitaptan anladığım kadarıyla harika bir yer. Dünyadaki bütün küçük yerlerin toplumsal yapısı neredeyse aynı gibi. Her gün aynı sosyal çevrede olunca, insanların da birbirleri hakkında yorum yapmaktan başka çareleri kalmıyor sanırım. Maeve Binchy kasabadaki sosyal ilişkileri kurgularken tüm karakterleri gerektiği kadar abartmış. Muhafazakar hristiyanlığın baskıları, toplumun yüklediği görevler, bitmek bilmez dedikodular. Ve arada kalmış bir kadın olan Angela O'Hara, bu kasabadan çıkmayı isteyen hırslı küçük kız Clare'e yardım için elinden geleni yapar. Kasabanın elit kesiminden David Power ile fakir ama çalışkan ve başarılı Clare O'Brien arasında bir aşk hikayesi geçiyor. Ancak bu aşkın ortaya çıkması için kitabın yarısına gelmeniz lazım. Şunu da eklemeliyim, kitaptaki ana karakterlerin büyümesi için de kitabın yarısına kadar okumanız lazım. Yani oldukça yavaş ilerliyor. Kariyerini düşünerek kimseye şans tanımamış olan Clare, David'le dünyanın en romantik aşkını yaşayarak evleniyor. Ve daha 1 yıl olmadan aldatılıyor. Böyle bi aşka rağmen işin içine aldatma girerse biz bu dünyadan ümidi keselim derim. Kitapta anlatılmak istenen; herkes iyi evlilik yapabilir ama herkes evliliği iyi yürütemez, olabilir. aşk/macera türünde iyi bir roman. Ayrıca yazarın İtalyanca Aşk Başkadır isimli kitabını da okumanızı tavsiye ederim. O çok daha güzeldir:)
16 Ağustos 2010
Alamut: Fedailerin Kalesi
Alamut kalesi, Hasan Sabbah ve Haşhaşiler...
Selçuklu devletine karşı direnen İsmaililer, Alamut kalesini kendilerine üs olarak seçmişlerdi. Büyük önder hasan sabbah, düşüncelerini gerçekleştirmek için elindekileri en iyi şekilde kullanıyordu. Onun bir fedaisi, selçuklunun ordusuna bedeldi. Çünkü fedai, dudaklarında tebessümle, gözünü bile kırpmadan ölüme gidebilen tek askerdi. Hasan sabbah'ın oluşturduğu bahçeler, fedailere cennet olarak gösterilip, büyük önderin cennetin anahtarına sahip olduğuna inandırılıyordu. Hayal bile edemediği cenneti ziyaret ettiğini sanan fedainin, cennete gidebilmek için artık gerçek dünyada yapamayacağı şey yoktu. İşte Hasan sabbah'ın Haşhaşileri böyle bir düşünceyle hareket ediyordu. Fedailer cennete gönderilmeden önce ve suikasti gerçekleştirecekleri zaman uyuşturucu alıyordu. İsmaililer bunu kabul etmese de fedailer hakkında bilinen en önemli gerçek bu. Romanda fedailer Nizamül mülk'ü karargahın tam ortasında ve sultan melikşah'ı da sarayında öldürdü. Hasan sabbah'ın kişisel meseleleri tüm ismaililerin meselesi demekti. O, kitlelerin koyun olduğunu ve inanacak efsaneler, masallar aradıklarını farketmişti. Hasan sabbah bahçelerindeki hareminin de gerçekten cennetin bi parçası olmalarını ve genç fedaileri kandırmalarını istemişti. 1092 yılını anlatan roman fedailerin nasıl fedai olduğunu, ölümü neden çok istediklerini ve Hasan Sabbah ile ismaililerin ilişkisini çok akıcı anlatıyor. Tarihi romanları çok seven birisi olarak kitabı tavsiye ederim..13 Haziran 2010
Tütün
Toplumcu gerçekçi akımın büyük ustalarından Dimitır Dimov'un yazdığı kitap, tütün dünyasındaki en üst tabakadan en alt tabakaya kadar çeşit çeşit insanın hikayesini anlatır. Tütün yapraklarının işlendiği atölyelerin tozlu, acı havasında çalışan, benizleri solmuş, ciğerleri çürümüş kalabalık bir insan topluluğu ve onların karşısında sömürgen bir avuç işbirlikçi. İkinci Dünya Savaşı öncesinde başlar roman ve savaş sonuna kadar toplumun on yıllık dünyasını aktarır. Dimov, bu romanını 1951 yılında yayımlayınca büyük tepkilerle karşılaşmıştı. Bu tepkiler, romanda anlatılan kişilerin hepsinin yaşayan insanlar olmasından kaynaklanıyor. Karakterlerini çok yönlü işlemiş, insanın ne tamamen kötü ne tamamen iyi olabileceğini göstermiştir. İnsanlar iyi ya da kötü olarak doğmaz, içinde yaşadıkları toplum düzeni onları iyi ya da kötü yapar, diyordu. Kitabı önce büyük tepkiler aldıysa da, sonunda Dimov, bu romanıyla milyonların yazarı olmayı başarmıştır.
Kitap, o dönemin gerçeklerini anlamak açısından çok önemli. Tütün, onu işleyenler için hem ekmek kapısı hem de ölümlerini hızlandıran, hayatlarından çıkaramayacakları bir şeydi. Bu kadar eziyetle işlenen tütün, bazıları içinse sömürmek için bir araçtı. Tütün etrafında binlerce aile, binlerce hayal ve daha iyi koşullar için feda edilen onlarca can. Tütün imparatoru Boris'e karşı, ona benzememekte kararlı olan kardeşinin tütün insaları için verdiği mücadele. Yazar, farklı yerlerdeki insanların farklı hayallerinden yola çıkarak onları tütünün etrafında toplamış.
10 Haziran 2010
Vaad Edilen Cennet
Paradise Now
yönetmen: hany abu-assad
oyuncular: kais nashef, ali suliman, lubna azabal
55.berlin film festivali'nde altin ayi adayi ve 2006 Oscar ödüllerinde en iyi yabancı film dalında aday olmuştur. Ayrıca Uluslararası Af Örgütü ödülü ve Berlin'de "En İyi Avrupa filmi mavi melek ödülü"nü de almıştır. Böylesine ses getiren bir film olması boşa değil gerçekten.
Vaad edilen cennet, Filistinli iki arkadaşın işgal altında yaşamaktansa canlı bomba olup kahramanca ölmeyi, bu yola nasıl girdiklerini anlatıyor. Filmde verilmek istenen mesaj için ünlü bir oyuncuya ya da Hollywood efektlerine gerek duyulmamış. Tamamı Batı Şeria'daki Nablus’ta çekilen film, intihar bombacılarının bakış açısını daha önce görülmemiş bir şekilde ve tarafsız olarak aktarıyor.
Ne zaman öleceğini, nasıl öleceğini bilmek, kendini kurban etmek, insaların düşünüp de anlayamadığı bu işe girişen insanların neden bunu yaptığını anlamanın en kolay yolu bu filme izlemek bence.
Bombacıların herkese yansıtıldığı gibi aslında aşırı dinci olmadığını, bunu yapmalarının sadece dinle ilgili değil, yaşanılan insani şartlarla ilgili olduğunu anlatmıştır.
-ya sonra ne olacak?
- iki melek gelip sizi alacak.
Vaad edilen cennet, Filistinli iki arkadaşın işgal altında yaşamaktansa canlı bomba olup kahramanca ölmeyi, bu yola nasıl girdiklerini anlatıyor. Filmde verilmek istenen mesaj için ünlü bir oyuncuya ya da Hollywood efektlerine gerek duyulmamış. Tamamı Batı Şeria'daki Nablus’ta çekilen film, intihar bombacılarının bakış açısını daha önce görülmemiş bir şekilde ve tarafsız olarak aktarıyor.
Ne zaman öleceğini, nasıl öleceğini bilmek, kendini kurban etmek, insaların düşünüp de anlayamadığı bu işe girişen insanların neden bunu yaptığını anlamanın en kolay yolu bu filme izlemek bence.
Bombacıların herkese yansıtıldığı gibi aslında aşırı dinci olmadığını, bunu yapmalarının sadece dinle ilgili değil, yaşanılan insani şartlarla ilgili olduğunu anlatmıştır.
- iki melek gelip sizi alacak.
- emin misin?
- kesinlikle.
Filistin'de yaşamaya çalışan iki arkadaşın bir akşam intikam için bombacı olarak seçilmeleri ve bunu inanılmaz derecede sakin karşılamalarından anladığım şey, ölümden hiç korkmadıkları ve her an zaten ölüm tehlikelerinin olması.
Filistin'de yaşamaya çalışan iki arkadaşın bir akşam intikam için bombacı olarak seçilmeleri ve bunu inanılmaz derecede sakin karşılamalarından anladığım şey, ölümden hiç korkmadıkları ve her an zaten ölüm tehlikelerinin olması.
Filmin başında tereddüt eden Said ,"bir hata yapmıyoruz değil mi" diye sorduğunda Halid başka seçenek olmadığını söyleyen taraftı. Planda sorun çıkınca birbirinden ayrı düşen Said ve Halid ertesi güne kadar eylem üzerinde farklı düşünmeye başlamışlardır. Said'in ölen babasının işbirlikçi olması ve ailesinin bu utançla yaşaması, Said'in kahramanca ölümüyle çözülebilecektir. Halid ise bundan başka bir yol olabileceğini düşünmeye başlamıştır. Filmde "İsrail'le nasıl mücadele edilebilir?" sorusuna 2 farklı cevap verilmiştir. Biri Halid'in seçimi diğeri Said'in seçimi.
suha- iyi de sinemayı niye yaktınız ki?
said- sinemayla ilgili değil, israil'e idi eylem. batı şeria'da çalışanlara yolu kapamışlardı...ve biz de bunu protesto için sokaklardaydık. eylem sinemada sona erdi ve orayı ateşe verdik.
suha- niçin sinema?
said- niçin biz?
Said'in son bölümde uzun uzun konuşurken söyledikleri, filmin anlatmak istediklerinin özetiydi.
'onlar hem zulmeden hem de kurban olabiliyorlarsa, benim de hem kurban hem de katil olmaktan başka seçeneğim yok'
Temiz su için, annesine söylemek istediklerini veda kasetinde de söyleyen Halid, Filistinlilerin en büyük sorunlarından birinin de su filtreleri oldugunu gösteriyor.8 Haziran 2010
Sen Uyurken
Lucy, metro istasyonunda gişe görevlisidir. Her gün metroya binen Peter'ın görünüş olarak tam hayallerindeki erkek olduğunu düşünmektedir. Ancak Peter, Lucy'nin farkında bile değildir. Bi gün Peter raylara düşerek bayılır ve Lucy onu kurtararak hastaneye götürür. Peter'in ailesi onu Peter'ın nişanlısı sanar ve Lucy'de bişey diyemez. Komada olan Peter'ın ailesiyle vakit geçiren Lucy, bu güne kadar yalnız olduğundan, onlarla olmaktan çok mutludur. Bu yüzden yalanı sürdürür. Ancak Peter'ın kardeşi Jack'in ortaya çıkmasıyla Lucy, yeni tanımaya başladığı Jack'tan hoşlanır. Lucy, hiç tanımadığı komadaki bir adamın sevgilisi rolünü yapmakla gerçekten bulduğu aşkı yaşama arasında ikileme düşer. Bir Sandra Bullock hayranı olarak filmi çok beğendim. 29 Mayıs 2010
Lütfen Beni Öldürme
Maliye müfettişi Harold Crick (Will Ferrell), sahip olunabilecek en sıkıcı hayatı yaşayan çok sıradan bi insandır. Harold'ın çok kontrollü bir yaşamı vardır. Diş fırçası darbelerinin 72 den az ya da çok olamayacağı kadar kontrollüdür. Harold bir anda kafasında başka kimsenin duymadığı bir kadın sesi duymaya başlar. Ses, Harold'la konuşmaz, onu anlatır. Sesten yakında öleceğini duyunca, Harold sesin nereden geldiğini öğrenmeye çalışır. Sonunda sesin bir yazar olduğunu ve yazdığı kitabın baş karakteri olduğunu öğrenir. Şizofren olmadığını bildiğinden doktor yerine bir yazarla iletişim kurar. Harold yardım için ,öyküyü trajediden komediye çevirerek kaderini değiştirebileceğini iddia eden edebiyat teorisyeni Jules Hilbert (Dustin Hoffman)a başvurur. Profesör Hilbert, Harold'ın komedinin en temel formüllerinden birini izlemesini önerir: Birbirinden nefret eden iki kişi arasındaki aşk öyküsü. Bu öneri, Harold'ın özgür ruhlu bir pastacı olan Ana Pascal'la (Maggie Gyllenhaal) sıradışı bir ilişki başlatmasına neden olur. Sıkıcı ve sıradan hayatını anlattıktan sonra ana karakterini etkileyici bir sonla öldürmeyi planlayan yazar Karen Eiffel (Emma Thompson), Harold'un gerçek olduğunu öğrenir ve uzun uzun düşündüğü sondan vazgeçer.
Bir yazarın yazdığı karakterin gerçek olabileceğini bende her zaman düşünmüşümdür. Will Ferrell yerine başka birisi olsaydı bu kadar etkili olabilir miydi? olamazdı tabi ki:) Filme sevimli bi hava katmış. Bu tarz filmleri seviyorsanız mutlaka izlemelisiniz.
1 Nisan 2010
Zindan Adası
Filmi izler izlemez paylaşmak istedim. Leonardo Dicaprio, psikolojik sorunları çok ileri boyutta olan birini canlandırıyor (teddy).
Mark Ruffalo ona çok iyi bir ortak olmuş. Bana izlerken Akıl Oyunlarını hatırlattı. Sonu için mutlu son denilemez. Filmin son dakikalarına kadar Teddy bizi kendine inandırdı. Hasta olduğunu anladıktan sonra filmin kurgusunun çok iyi olduğunu düşündüm. Gerçek hayatta da akıl hastalarıyla karşılaştıysanız eğer -ki karşılaşmak yetmez sohbet etmeniz lazım- ne kadar zeki olduklarını farkedeceksiniz. Aklı çok karışık da olsa, kurguladağı düşüncelerini detaylandıran ve yaşayan, tembellikten uzak, sürekli çalışan bir beyinleri var aslında. İnsanın aklı neye inanıyorsa onu yaşıyor. Basit bir konu gibi gelebilir ama sonunda tahmin ettiğiniz şeyin olmaması, filmi izlenebilir yapan şeydir:) Filmin sonunda düğüm çözülüyor tabi ki. İzlemenizi tavsiye etmekteyim.
27 Mart 2010
Schindler's List
Oskar Schindler, 2. dünya savaşı sırasında kurduğu fabrikada Getto kamplarından getirdiği yahudileri çalıştırmaktadır. Bu fabrikada çalışmak yahudileri toplama kamplarına götürülmekten kurtarır. Schindler, toplama kampı Plaszow'un komutanı Amon Göth ile anlaşarak yahudi işçilerinin zaruri olanlarını fabrikasına almaktadır. Fabrika bir yandan kâr amacıyla çalışırken, Schindler bir yandan da mümkün olduğunca çok yahudinin kurtarılması için çabalamaktadır.
Filmde yahudi propagandası yapıldığı açık. Amerikan sinemasında çok sık karşılaştığımız tipik yahudi ajitasyonu. Bunun günümüz yahudilerine sevgi ya da saygı duyulmasıyla ilgisi olamaz. Ben filmdeki ırklardan çok insanın insana bunu nasıl yaptığını düşünüyorum. Zaten önemli olan da bu bence. Bu yahudi soykırımı, Bush'un ikiz kuleleri vurması gibi. Hitler'in yahudileri sevdirmek için yaptığı bir acındırma.
Bunun dışında konuşulacak bir şey varsa o da filmin müzikleri, oyuncuları ve topladığı ödülleri :) yönetmenliğini Steven Spielberg'in yaptığı filmde, başrolde Ralph fiennes ve Liam neeson var. Filmin başarısı başrollerden kaynaklanıyor;)
En İyi Yönetmen Oscar Ödülü (1933)En İyi Film Oscar Ödülü
En İyi Senaryo Oscar Ödülü
En İyi Görüntü Yönetmenliği Oscar Ödülü
En İyi Müzik Oscar Ödülü
En İyi Kurgu Oscar Ödülü
En İyi Sanat Yönetmenliği Oscar Ödülü
17 Mart 2010
Düşler Ülkesi
İnanmak Görmektir...
İzlemeyi özlediğim filmlerden Finding Neverland.
Peter Pan’in yaratıcısı James Barrie’nin gerçek hayat hikayesinden uyarlanan Düşler Ülkesi’nde, ünlü yazarın Olmayan Ülke’nin kapılarını nasıl açtığını izliyoruz.
Hayal gücü olan bir adamın, hayallerini ve umudunu kaybetmiş bir aileye kattığı renk, onlara kaybolmuş hayallerini geri kazandırabiliyor.
İzlemenizi tavsiye ederim. Johnny Deep'i tam anlamıyla bir İngiliz olarak görebilirsiniz:) Her filme bu kadar yakışabilen başka bir oyuncu yok benim için. Kate Winslet bu filmde de çok zarif.
Filmin sonunda bir iki damla göz yaşı dökme ihtimaliniz olduğunu da söylemeliyim:)
5 Şubat 2010
Cennetin Çoçukları (Children of Heaven)
Bir çift ayakkabının hikâyesi...
Hayatın gerçek değerinden git gide uzaklaştığımız zaman dilimlerinde belki birkaç küçük ayrıntıda gizli sahip olduklarımızın sırrı. Oysaki ne kadar habersiz yaşamaktayız bize sunulan nimetlerden ve çoğu kez burun kıvırdıklarımıza muhtaç olan kimselerden.
Bu masalsı duygusal film, yoksul bir ailenin çocukları olan Ali ve Zehra isimli iki küçük kardeşin öyküsünü anlatıyor. İran yapımı, düşük bütçeli bir film. Tahran'da geçiyor.
Filmin konusu kısaca, kardeşinin tamir olduğu halde, aslında hala giyilemeyecek durumda olan ayakkabılarını kaybeden küçük bir çoçuğun yaşadığı zorluğu anlatıyor. Kardeşiyle ayakkabısını paylaşır, ona yeni bir tanesini alabilmek için uğraşırken. Zehra'nın ayakkabısız kalmaması için Ali'nin hayatını ortaya koyduğu bir mücadele. Filmin tanıtım sloganında denildiği gibi onların bu küçük sırrı artık en büyük serüvenleri olacaktır.
Bu hikaye işlediği konuyu hiç dağıtmadan çok sade bir şekilde anlatılmış. Birkaç kez izledim. Şimdilerde bu filmdeki çoçuklar gibi davranan çoçuk yoktur. Babalarını üzmemek için bir çift ayakkabıyı paylaşan, erken yaşta olgunlaşmış iki kardeş. Eğer bu çoçuklar şikayet etmemeyi başarıyorsa, çoçukluk yılları çoktan geçip gitmiş olan insanlar neden herşeyden şikayet eder ki.
1 Şubat 2010
Dönüş (1972)
Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ın bu filmi bence Yeşilçam'ın en acıklı hikayesi. Ahhh o Gülcan'ın çektiği çileler ahhhh!! Yani bu kadar talihsizlik olmaz. İbrahim, daha çok kazanmak içinden köyünden Almanya'ya gider. Yeni doğmuş bebeğiyle Gülcan köyde kalmıştır. Türk filmlerinde her köyün başında bi adet bulunan acımasız ağamız Gülcan'a sarkıntılık etmeye çalışır. Gülcan'ın adını lekeler ve köylü ona cephe alır. Her neyse. Bunu duyan İbrahim'de Almanya'dan yola çıkar namus davası için. Bu sıralarda ağa, Gülcan'ın çoçuğunun ölümüne neden oluyor ve Gülcan da ağayı öldürüyor. Daha bitmedi tabi. İbrahim, Almanya'da evlenmiş ve çoçuğu olmuş, onları da yanında getiriyor. Ama yolda arabaları uçurumdan aşağı çakılıyor. O sırada olay yerinden geçmekte olan Gülcan, İbrahim 'in ve alman karısının cesedini görüp : Dönüşün böyle mi olacaktı İbrahim, diye ağlıyor :( Bebek kazadan kurtulduğu için Gülcan bebeği alıp gidiyor. Filme Hasretinle Yandım Gönlüm şarkısı çok güzel uymuş yani. http://www.muziksel.net/?key=fDPsPs
Şimdi niye ben bu filmi uzuuunn uzzuuun anlattım. Çünkü bu film o zamanın toplumsal sorununu çok açık ve net anlatıyor. Bir zamanlar gurbetçiler gider de dönmezmiş, orda evlenirlermiş. Daha da kötüsü Alman eşleriyle dönerlemiş. Alamanya çok yuva yıkmış yani. Yeşilçam hayranlarından biriyseniz bu eski filmi tekrar izleyin bence. Beni çok duygulandırır.
21 Ocak 2010
Safiye Sultan
Ann Chamberlin çok yogun ve ciddi bir arastirma ve çalismadan sonra dört yilini vererek yazdigi tarihi bir roman Safiye Sultan. Bu üç ciltlik romandaki karakterlerin büyük bir bölümü gerçek kişiler, tabii olaylar da öyle. Chamberlin bize Osmanlı tarihinin önemli bir geçiş dönemini bir hadımın ağzından yazmayı tercih etmiş, bunu da, "kadın ve erkek dünyasını aynı anda gözlemleyebilecek olan yalnızca onlardı" diye açıklıyor. Sofia, Venedik'ten İstanbul'a maceralı bir yolculuk yapmıştır. Nurbanu tarafından harem için satın alınır. Safiye, büyük bir zeka ve beceriyle kısa zamanda Sultan Murad’ın en gözde kadını ve haremin söz sahibi olur. Güç ve zekasının yanı sıra güzelliğini de uzun süre muhafaza eden Safiye Sultan, tüm bu faktörlerin bileşimiyle haremde Nurbanu’yu, idarede de hükümdarı etki altına almıştır. Tek kaygısı Devlet-i Ali olan pek çok sadrazama, vezire, paşaya ve komutana karşı üstünlük sağlamıştır. Tarihi yönden pek sağlam olmasa da bana göre roman olarak başarılı. Ayrıca sürükleyici de. 3 kitaptan en hoşuma giden Hadım Edilmiş Aşk...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Etiketler
- filmler (34)
- Gezi (4)
- Kitaplar (9)
- Kültür Sanat (4)
- Müzik (10)
- Özel Günler (3)
- TV (4)
Twitter
Facebook
Flickr
RSS














_gal.jpg)























_ekran_g%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC.jpg)








