26 Aralık 2012
İspanya-Sevilla
Evet arkadaşlar şimdi hepinizin sorularını duyar gibiyim - merve neden ikinci kez İspanya yazısı yazıyor acaba? diye. Tabi bu soruyu soracak bir takipçi kitlesi lazım ki o da bende yok. Dolayısıyla soru soran olmadığı gibi, bundan önceki İspanya yazımı okuyan da yok. Her neyse elimdeki takipçiyi de kaybetmeden yazıma giriyorum.

Böylesi bir mirası korudukları için ayrıca tebriği hak eden bir toplum İspanyollar. Klasik olacak ama insanları Türklere benziyor. Hem tip olarak hem de davranış olarak. Ama açıkçası ben İspanyolları Türklerden daha sıcak, konuşkan ve cıvıl cıvıl buldum. Muhteşem Alcazar sarayını ve bahçelerini gezmeden dönülmeyeceğini söylemek isterim. Bahçesinde tavus kuşlarının bir nevi tavuk gibi dolaşıp elinizden ekmek yemesi ve mükemmel tüylerine yakından bakabilme şerefine erişmeniz mümkün. Ayrıca havuzlarında canlı balıklar var ki bunlara da ekmek attığınızda suda çıkan ufak çaplı savaşı izleyebilirsiniz. Dahası serçelerde elinizden ekmek yiyor. Yani benim öğle yemeğim olan ekmek buralarda tükendi. Size tavsiye bir kasa ekmekle gidin hayvansever biriyseniz. Gelelim İspanyol yemeklerine. Tapas diye bir şey var ki abartmaya gerek olmayan ama yenilse de yenilir türden bir yemek tarzı. Artık siz anlayın yani çok bayılarak yememişim işte. Son olarak muhteşem flamenko gösterisinden bahsetmek lazım. Sahilde klasik gitar çalan çocuklardan nefret etsem de flamenkonun gitaristi de solisti de dansçısı da bambaşkadır. Bir de flamenko oynayan kadına alee alleeee arriivaaa arrivaaaa yiiiiii diye bağırışlar vardır ki ben bile gaza gelip flamenko yapacaktım yani o kadar. Şimdi bu yazı çok uzun olmuş kimse okumaz kesin. Aaaa sokaklardaki mandalina ağaçlarından bahsetmeyi unutmuşum. Bir daha gidersem mandalina hasat zamanına denk getirmeyi düşünüyorum. O kadar çok ağaç var ki Türkiye'ye 10 kasa yanımda götürsem kimse hoop noluyo kardeşim mandalinalarımızı bırak demez.22 Ocak 2011
Macbeth
Ankara'daki Opera'nın önünden geçerken düşündüm, neden hiç operaya gitmiyoruz ki? diye. Sonra Burcu'yla Macbeth'i izlemek için operaya gittik. Programdan 1 saat önce gidip, yalnızca sanatçıların girebildiği sanatçı kantinine oturduk (insanın her yerde bi tanıdığının olması ne güzeldir;).
24 Aralık 2009
Mark Spain
Geçen dogum gunumde bana Mark Spain'in bir tablosunun hediye edilmesiyle başladı bu hayranlığım:) Tarzı, renkleri tam benim zevkime göre. Picasso'nun bakıp bakıp anlayamadığım tablolarıyla kıyaslayamam. Mark Spain hakkında bişey bulamadım ama tablolarını buldum. Bana gelen hediye 3. sıradaki Flamenco I:) Buyrun tablolar:
--Pure Elegance--
17 Kasım 2009
shakespeare
shakespeare, bir tek seni seviyorum diyebilmek için satırlarca yazı yazıyor. lafı olmadık yerlerden döndürüyor dolaştırıyor ve sonunda aşka bağlıyor. onu ve eserlerini seviyorum. romeo ve juliet, antonius ve kleopatra, venedik taciri, othello, bir yaz gecesi rüyası hepsi cok guzel..
Benim düşmanım olan adındır yalnızca
Sen sensin, Montague olmasan da
Hem Montague nedir ki ?
Ne eli bir erkeğin
Ne ayağı, ne kolu
Ne yüzü, ne de başka bir parçası
N'olur başka bir ad bul kendine..
Adın ne değeri var ki
Şu gülün adı değişse bile
Kokmaz mı aynı güzellikte?
Romeo'nun adı olmasaydı,
Kusursuzluğundan hiçbir şey kaybolmazdı
Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler,
Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
Ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden;
Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
Güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda;
Gölgesindesin diye ecel caka satamaz
Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda:
İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir...
Twitter
Facebook
Flickr
RSS













